YÜREK SEFERİM

Kim demiş ki gül yaşar diken himayesinde, dikenin itibarı ancak gül sayesinde...
 
AnasayfaPortalliGaleriTakvimSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Evli veya bekârsanız fark etmez mutlaka okuyun

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SıZıM
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
avatar

Mesaj Sayısı : 1538
Yaş : 113
Kayıt tarihi : 07/11/06

MesajKonu: Evli veya bekârsanız fark etmez mutlaka okuyun   14.06.07 1:21

Evli veya bekârsanız fark etmez mutlaka okuyun

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.

Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli
dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü
temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına
dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok
sıkkındı, bir de sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:
— Ekmek parası mı istiyorsun? Diye sordu.
— Hayır, çikolata parası lazım!

Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa dondu. Espri yeteneği olan dilencinin hali
de başka oluyor diye düşündü.

— Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

— Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da
bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
— Bu gün karniniz doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
— Fakirin cani mi olur ki, tatlı istesin beyim.
— Bu bir kamera şakası mı yoksa sen is bulamamış standapçı misin?
— Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karimin doğum günü, ona çikolata
götürmek istiyorum.
— Doğum gününde yas pasta alınır bildiğim kadarıyla.
— O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona
bir kez bile yas pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata
götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent’in dikkatini çekmişti. O aksam karısıyla kavga
etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile
kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden
denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.

Fakat karisinin evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey
onu rahatlatmıyordu.

Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek
mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

— Cebinde bir çikolata alacak para yok mu simdi?

Bülent’in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından
başka bir şey çıkmadı.

— Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne is bulursam yaparım.

Fakat bu gün bütün gün is aradım, aksilik bu ya, hiçbir is bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

— Oturun biraz dertleşelim bari dedi.

Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

— Yok mu esin dostun, borç alacak akraban?
— Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını
doyururlar.
— Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını?
— Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
— Hımmmm. Ask hem de otuz yıl suren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla
üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
— Evet. Gecen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
— Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?

Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

— Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
— Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık
evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga
ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.

Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.
Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
— Hiçbir şeyim yok mu? Hayır, benim her şeyim var. Benim karim her şeyim.

Sevgilim, esim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatimi paylaştığım insandan
daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?

Sizin ev, araba, is diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey
olan.

— Öyle deme, su kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikâyet ediyor.
Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
— Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit
yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu
bildiğinde ancak mutlu olur.
— Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu?
— Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne
kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
— Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
— Küçük kızı severek.
— Küçük kız mı? Hangi küçük kız?
— Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız
vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o
kadar mutlu edersin.
— Nasıl yani?
— Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep
beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.

Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep
prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak
isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz
küçük kızlar. Öyle değil mi?

- Haklisin. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adi Aylin. Her aksam boynuma
sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini
değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur.
Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim.
Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

— İşte kadınlar bir omur boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki
karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yasarsak
ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum
çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde cay
yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

— Hiç kavga etmez misiniz siz?
— Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı
ayrıdır. Benim karim bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için
uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
— Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
— Küçük kızlar büyüdükleri zaman artik sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En
ciddi ya da en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o
tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.
Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük
kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar.
Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
— Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.

Bazen islerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
— Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay isi.

Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde
karşılığını fazlasıyla alırsın. Artik o seni rahat ettirmek için elinden
gelen gayreti gösterir. Karisi mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu
olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.

Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne
kadar mutlu olabilirsin.

— Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
— Yine para, yine dış sebepler. Evet, para önemli ve gerekli ama kadınlar
para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar
hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu
olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı
yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.
Bazen aç kaldığımız günler oldu.

Hiçbir zaman karimin kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman ask
sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama
hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler
giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini
ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

— Bana müsaade, artik gitmeliyim, karim merak eder. Sende git evine küçük
kızın gönlünü al, belki o küçük kız simdi evde ağlayıp duruyordur.
— Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
— Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
— Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yas pasta götürmenin
mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de
pastanenin yanındaki manavdan karisinin en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karisi şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su
içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı.
Sonra esinin önüne koydu.

— Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.

— Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın:

- Niye? Diye sordu.
— Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet
ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi
yumuşamıştı.
— Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
— Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi
meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir
şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"

Ama simdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü
alamazsın.

— Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.

— Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven
bu adamı senden mahrum etme.
— Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

— Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin,
dedi.

Bülent iste o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük
kızı gördü.

Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

_________________
Ne beyan-ı hale cür’et, ne figana takatim var
Ne reca-yı vasla gayret, ne firaka kudretim var...

***
bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz;
ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir !!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yurekseferi.forumzen.com
 
Evli veya bekârsanız fark etmez mutlaka okuyun
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YÜREK SEFERİM :: YÜREK SEFERİME HOŞ GELDİNİZ... :: HAYATA DAİR NOTLAR :: SERBEST KÜRSÜ-
Buraya geçin: