YÜREK SEFERİM

Kim demiş ki gül yaşar diken himayesinde, dikenin itibarı ancak gül sayesinde...
 
AnasayfaPortalliGaleriTakvimSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 İMTİHAN DÜNYASI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SıZıM
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
avatar

Mesaj Sayısı : 1538
Yaş : 113
Kayıt tarihi : 07/11/06

MesajKonu: İMTİHAN DÜNYASI   14.11.06 14:56

İMTİHAN DÜNYASI


Neyleyelim , hayat başlı başına, saniyesinden senesine bir imtihan.

Var oluşumuz bir imtihan.

Varlığımız imtihan, yokluğumuz, yoksunluğumuz imtihan.

Açlık imtihan, zenginlik imtihan.

Ve ömür... bütün bir ömür imtihan...

Bir tek nefesle bitivermiyor ömür.

Her nefeste uçurumlardan yuvarlanıyor ya da uçurumların kıyısından son anda dönüveriyoruz.

Günahımız imtihan, sevabımız imtihan.

Son nefese dek ne kazandığımız, ne kaybettiğimiz bir şey var.

Neyleyelim, imtihan dünyası...

Can tatlı, kulluk daha tatlı

Bir metrelik çadırda yaşayanın da, konaklarda saltanat sürenin de topu topu bir nefeslik canı var. Bütün yapılanlar, yaptıklarımız o bir nefeslik can için. Can kıymetli. Fakat canın asıl sahibini, cananı bilen için can, canana sunulabilecek en güzel hediye. Canla imtihan...

Hz . Ömer r.a. Bizans üzerine bir ordu göndermişti. Orduda ashabın büyüklerinden Abdullah b. Huzafe isimli bir zat da vardı. Bizanslılar birkaç müslümanla birlikte Abdullah b. Huzafe'yi esir olarak krallarına götürdüler. Hz. Huzafe r.a. ile hıristiyan kral arasında şöyle bir konuşma geçti. Kral:

- Saltanatımı görüyorsun. Hıristiyan olursan seni bu mülküme ve saltanatıma ortak ederim.

Hz . Huzafe r.a.:

- Değil saltanatını, Arapların tüm mülkünü de versen, göz açıp kapama süresince dahi olsa dinimi terk etmem. Kral:

- O halde seni öldürürüm. Hz . Huzafe r.a.:

- Bu senin bileceğin iş!

Kralın emri üzerine Hz . Huzafe r.a. çarmıha gerildi. Okçular ellerinin ve ayaklarının yakınlarına ok atıyorlardı. Her okla Hz . Huzafe ölümle kalım arasında gidip geliyordu. Bu arada kral, hıristiyanlığı teklif ediyor, o reddediyordu.

Amacına ulaşamayan kral, bir kazanda su kaynatılmasını istedi. Su kaynayınca iki esir getirtip hıristiyanlığı teklif etti. Kabul etmediler ve suya atılarak şehit edildiler. Bu kez Abdullah b. Huzafe r.a. çarmıhtan indirildi ve suyun önüne getirildi. Ağlamaya başlamıştı. Kral, Hz. Huzafe'yi yanına çağırarak teklifini tekrarladı. O yine kabul etmedi. Kral sordu:

- Peki niçin ağladın? Korkmuştun, değil mi?

Hz . Huzafe r.a.:

- Ağlamam korkumdan değildi. İçimden şöyle geçti: Birazdan şu kazana atılacak ve öleceğim. Bir canım var, o da gidecek. Keşke vücudumdaki kıllar sayısınca canım olsaydı da, hepsini böyle kaynar bir suda Rabbim'e hediye edebilseydim. İşte bunun için ağladım.

Kral:

- Madem öyle, tacımı öpersen seni serbest bırakırım. Hz . Huzafe r.a.:

- Tüm müslüman esirleri de serbest bırakırsan olur. Melik:

- Peki, onları da bırakacağım.

Hz . Abdullah b. Huzafe r.a. yaklaşıp kralın tacını öptü. O da tüm esirleri bıraktı. Müslümanlar Medine'ye döndüler. Durum Hz . Ömer r.a.'a anlatıldı. Hz. Ömer r.a. buyurdu ki:

- Her müslümanın Abdullah'ın başını öpmesi bir vecibedir, işte önce ben başlıyorum dedi. Ve Abdullah b. Huzafe r.a.' ın başını öptü.

Beklemekle, geceyle, soğukla imtihan

Bekleyenler bilir. Ne zordur beklemek.

Hele geceyse, soğuksa, düşman kapıdaysa... ve emanet candan öte, candan kıymetli olansa...

Dakikalar uzar, uzar... Soğuk daha bir işler insanın içine...

Ve yaprak kıpırdasa silaha davranılır...

Bir gaza esnasında Rasulullah s.a.v. ile ashabı yüksek bir tepeye sığınmıştı. Müthiş bir soğuk. Öyle ki sahabeden bir kısmı çukur kazıp içine girmiş, kalkanları ile de çukurun üstünü kapatmışlardı.

Efendimiz s.a.v. durumu görünce:

- Bu gece kim bize muhafızlık edecek? Kendisine dua ederim, buyurdu. Ensardan bir zat:

- Ben, ya Rasulallah , ben beklerim, dedi. Efendimiz s.a.v.:

- Yaklaş, diye buyurdu.

Sonra sahabinin elbisesini tuttu ve duaya başladı. Durumu izleyen Ebu Reyhane r.a. da atıldı:

- Ya Rasulallah, ben de beklerim!

Efendimiz s.a.v. onu da yanına çağırdı. İlk sahabiden daha az olarak ona da dua etti ve buyurdu:

- Allah yolunda bekçilik yapan göze cehennem ateşi haram kılınmıştır.

Gitmek mi, kalmak mı?

Sahabiler Uhud Gazası'na hazırlanıyordu. Kimisi malını, kimisi yüreğini, kimisi canını koyuyordu ortaya. Bir şenliğe hazırlanıyordu sanki herkes, öyleydi Medine.

İmtihanlardan bir imtihan düşmüştü Amr b. Cemuh r.a.'a. Sakatlığı idi imtihanı.

Aslanlar gibi dört oğlu vardı, Allah yolunda tüm savaşlara iştirak ediyorlardı. Fakat kendisi topaldı. Oğulları da gitmesine engel oluyordu. Gidemeyecekti. Candan çoktan geçmiş olanlara, şimdi canı ortaya koyamama sınavı düşmüştü. Dertli, boynu bükük bir şekilde Efendimiz s.a.v.'e geldi.

- Ya Rasulallah, oğullarım Uhud'a gelmeme engel oluyorlar. Vallahi, ben şu topal ayağımla cennete basmak istiyorum, dedi. Efendimiz s.a.v. buyurdu:

- Allah seni mazur kılmıştır. Cihad sana farz değil.

Bir taraftan da Amr'ın oğullarına:

- Babanıza engel olmayın. Belki Allah onu şahadetle rızıklandırır, dedi.

Ve... Hz. Amr r.a. Uhud savaşına katıldı, şehit oldu.

İmtihan imtihan üstüne

Efendimiz s.a.v. ashabıyla birlikte Tihame Gazası'ndaydı. Mücahitler, şimdi nefsine ve düşmana karşı çetin bir savaş vermenin yanı sıra, bir de açlıkla imtihan oluyorlardı.

Birkaç kişi çadırında oturmakta olan Rasulullah s.a.v.'in yanına geldi:

- Ya Rasulallah, açlık bizde derman bırakmadı. İzin verin de bineklerimizi kesip yiyelim.

Efendimiz s.a.v. izin verdi. Durumu haber alan Hz . Ömer r.a. oraya geldi. Dedi ki:

- Ey Allah Rasulü , ne yaptın? Mücahitlere develerini kesebileceklerini söylemişsin. Peki neye binecekler? Efendimiz s.a.v.:

- Hattapoğlu , görüşün nedir? Ne yapalım?

Hz . Ömer r.a.:

- Ben derim ki, emir buyurun, herkes elindeki azığını getirsin. Siz de onları bir kapta toplar, sahabileriniz için Allah'a dua edersiniz.

Allah Rasulü emir verdi, herkes elinde kalan azığını getirip bir kaba koydu. Efendimiz dua ettikten sonra ordusuna, kaplarınızı getirin, buyurdu.

Ordudaki herkes gelip kabını ağzına kadar doldurdu.

Bu sofralar yoktu

Ebu Talha r.a. ve ashaptan birkaç kişi Efendimiz s.a.v.'e açlıktan şikayette bulunarak, elbiselerini kaldırıp karınlarına bağladıkları taşları gösterdiler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. de elbisesini kaldırdı. Ne görsünler? Allah'ın Habibi de karnına iki taş bağlamış.

Yine bir gün Efendimiz s.a.v. çok acıkmış, yiyecek bir şey bulamayınca bir taş alıp mübarek karnına bağlamış ve şöyle buyurmuştu:

“Dikkat edin! Nice nefisler var ki dünyada yiyip nimetler içinde yüzerken, kıyamet günü aç ve çıplak kalacak. Nefislerine iyilik yapan pek çok kimse, gerçekte kendilerine ihanet ediyor. Öz canlarını hakir gören pek çokları da, aslında kendilerine iyilik yapıyor.”

Ebu Hüreyre r.a. bir gün evinden çıkmış mescide gitmişti. Onu dışarı çıkaran sebep açlıktı. Mescitte yedi-sekiz kişiyle karşılaştı. Sordular:

- Ebu Hüreyre , seni bu saatte dışarı çıkaran şey nedir? Ebu Hureyre r.a.

- Açlık, dedi. Onlar da:

- Bizi de açlık dışarı çıkardı, dediler.

Kalktılar, birlikte Allah Rasulü s.a.v.'e gittiler. Efendimiz s.a.v. sordu:

- Bu saatte sizi bana getiren nedir?

- Açlık, ey Allah'ın Rasulü , dediler.

Bunun üzerine Efendimiz, içinde hurma olan bir tabağı istedi. Her birine ikişer hurma verdi ve buyurdu:

- Şu ikişer hurmayı yiyin, üzerine de su için. Şimdilik bunlar yeter.

Ebu Hüreyre r.a. hurmanın birini yedi diğerini kuşağının içine koydu. Rasulullah s.a.v.:

- Ebu Hüreyre, onu neden sakladın? diye sordu.

- Anneme ayırdım , dedi. Rasulullah s.a.v.:

- Onu ye, annen için de iki tane veririm, buyurdu.

Ve Ebu Hüreyre'ye annesi için de iki hurma verdi.

Ve yine imtihan

Hz . Esma r.a., kızı Hatice'ye hamile idi. Ve yalnızdı. Eşi Zübeyr r.a. Allah Rasulü ile cihada çıkmıştı.

Yahudi bir komşu ise koyun kesip pişirmişti. Hz . Esma r.a. etin kokusunu aldı, canı çekti. Dayanamadı, belki tattırır düşüncesiyle ateş istemek bahanesiyle komşusuna gitti. Eti görünce isteği daha bir arttı. Aldığı ateşi söndürdü. Gidip evin hanımından tekrar ateş istedi.

Daha sonra evine geldi, oturdu ağladı, Allah'a yalvardı.

Bu sırada yahudi komşunun kocası eve gelmiş, eve birisinin gelip gelmediğini sormuştu. Bir komşunun ateş istemeye geldiğini öğrenince hanımına:

- Bu yemekten ona da vermeden ben bir lokma yemem, dedi.

Böylece komşularına bir kepçe et gönderdiler.

Hz. Esma r.a. o kadar memnun kalmıştı ki, belki yeryüzünde hiçbir şey onu o birkaç lokma etten daha fazla sevindiremezdi.

* * *

Uçurumların kıyısındayız.

Düşmekle kalkmak arasındayız.

İmtihandayız.

İmtihan içinde nice imtihanlar veriyoruz.

Açlıkla-toklukla, varlıkla-yoklukla, günahla-sevapla, ölümle-yaşamla imtihan oluyoruz.

“Biz sizi biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155)


Semerkand Dergisinden Alınmıştır

_________________
Ne beyan-ı hale cür’et, ne figana takatim var
Ne reca-yı vasla gayret, ne firaka kudretim var...

***
bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz;
ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir !!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yurekseferi.forumzen.com
 
İMTİHAN DÜNYASI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YÜREK SEFERİM :: YÜREK SEFERİME HOŞ GELDİNİZ... :: PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED(s.a.v.) :: ASHAB-I KİRAM VE KISSALARI-
Buraya geçin: